Sevginin Yolu Fedakarlıktan Geçer
Atilla Ultav
Sevgi için söylenmiş pek çok güzel söz, ifade edilmiş pek çok güzel fikir ve duygu var. Bunlardan
kendi anlayışımıza göre bir derleme yapmak istesek aylarca okumamız, günlerce yazmamız gerekirdi.
Söyleyebileceğimiz sözler şüphesiz saatlere sığmazdı. Daha pratik bir yol izledim. Yıllar boyunca
öğrenip özümsediğim anlayışlarımı nakletmek istiyorum. Seçilen konuya koyduğumuz başlık
bu realitenin sadece bir bölümüdür. Beşeriyetin nefsaniyet realitesinden, sevgi ve vicdan realitelerine geçerken uğradığı
bir ara realiteyi daha doğrusu bir ara şuur halini ifade eder. Beşeriyet olarak bizim içinde bulunduğumuz
temel realite bir duygu realitesidir. Duygularımız, bize ulaşan çeşitli tesirlere verdiğimiz cevaplardan
veya o tesirleri nakletmekte gösterdiğimiz başarının kalitesinden ve çeşitlerinden oluşur. İnsan
dünyada yaşarken çok çeşitli tesirlerle karşılaşmaktadır. Bunlara cevap yetiştirmek veya
dereceli olarak onları başka varlıklara geçirmek veya geçirmemek durumundadır. Bu işlevini kendi
ruh halinin ve bulunduğu ortamın yasalarına uygun tarzda gerçekleştirir. Beşeri seviyedeki insana
ulaşan tesirler ise yine kendisinin anlayışına göre pozitif ve negatif olarak isimlendirilen iki ana gruptan
oluşur. Bunlar beşeri insanın bünyesinde yumaklaşır. Nefsaniyet realitesinde haz ve nefret duyguları
olarak yansıma yapar. Sevgi kavramıyla ifade edilmeye çalışılan ruh hali de bu beşeri ve
nefsani safhada müspet tesir şebekesine dahil olan, yüksek kalitede yapıcı, birleştirici ve yükseltici
özelliklere sahip bir ilahi enerjiyi taşıyan tesiri alan insanın, bu etkiyle tavırlanmasından, o
tesirle dolmasından, o tesiri naklederek, kendi seçtiği varlıklara dağıtmasından kaynaklanır. Ancak,
nefsaniyet ağırlıklı yani ben merkezli bir hayat sürmekte olan insanın bu sevgi doğuran yüksek
tesiri gür ve berrak olarak alabilmesi mümkün değildir. Bu amacı engelleyen husus onun kendi nefsaniyeti kanalıyla
yansıyan menfi tesirlerin yüksek şiddet ve yoğunluktaki müdahalesi yani girişimidir. Neticede insan bu
tesirlere mağlup olarak sadece nefsini okşayan ve nefsine hizmet eden tesir yayan eşya ve varlıklara tutku
düzeyinde bir ilgi duyar. Bu niteliklere uymayan nesneleri ve varlıkları ya göremez veya görmek istemez. O insan,
bu halinin farkında değildir. Yanılgı içinde bir şeyleri veya birilerini sevdiğini söyler. Hatta
sevgi adına övgülü edebiyat yapar. O insan, kendini tanıma yolunda uyanmamış ve nefsini ıslah ve
terbiye etmek yoluna henüz girememiş durumdadır. İşte bu safhada bulunan insan, sevdiğini söylediği
varlıkları ve eşyayı diğerlerinden ayrı tutar, onları kayırır, onlara elinde
bulunan ve değerli diye bildiği şeylerden verebildiği kadar verir. Ona göre bu verişler sevgisinin
göstergesi olan fedakarlıklardır. Aslında bu da aldanışa sebep olabilecek bir durumdur. Çünkü duygusal
hatta çoğu zaman tensel hazza dayanan bu ilgi karşılığını alamadığı zaman
tam tersine dönerek nefret duygularına, yerini terk eder. O halde, böyle bir ruh haline gerçek sevgi demek mümkün
değildir. Olsa olsa bu hal, gerçek bir sevgi tatbikatının çok ilkel bir ön alıştırmasından
ibarettir. Gerçek sevgi tatbikatı yapabilmenin ilk lüzumlu şartı; insanın kendi nefsaniyetini ve o
nefsaniyeti besleyen tesirleri tanıması ve onları makul bir vicdan anlayışı içinde kontrol altına
alabilmesidir. İkincisi, varlıkları sadece var edilmiş olduklarından ötürü tanımak, onlara
saygı ve ilgi duymak, onlarla müspet tesirler aracılığıyla ilişki kurmaktır. Üçüncüsü;
sevgiyi, alış - veriş uygulamasının üzerine çıkarmaktır. Haz aldığı veya
maddi değerler kazandırdığı için veya öyle olacağını umduğu için değil,
makul vicdan ölçülerine göre gerektiği kadar her türlü değeri, çevresindeki varlıklarla paylaşmayı,
kendi aç gözlülüğünden gönüllü ve kani olarak vazgeçmeyi anlayıp benimsemek ve uygulamaktır. Dördüncüsü;
varlıkların, Ruhsal İdare Mekanizmasının belirleyip bildirdiği tekamül hedeflerine giden yollarda
belirlenen amaçlara ve birbirlerine hizmet etmek için dayanışma ve iş birliği anlayışı
içinde, hareket etmeleri gerektiğini net olarak kavrayabilmektir. Beşincisi; ataletten, konfor avcılığından
vazgeçerek, üretici ve dağıtıcı olmak. Bunu ihtiyaç sahiplerine hizmet amacıyla yapmaktır. Halbuki
çağımızda çoğu insanın sevgisi egoistçe bir sevgidir. Sadece almaya dayanan bir sevgidir. İnsan
ancak aldıktan sonra vermeyi düşünüyor. Bu durumu biraz yumuşamış insanlar için ise seven insan bazı
fedakarlıklar yapmalıdır. Böyleleri için, konu başlığında olduğu gibi sevmek fedakarlıktır.
İleriye doğru ilk adımlar bu anlayıştan hareketle başlıyor. Nefsani duygu ve dürtülerin
tatmini amaçlı sevgi belirtileri de kararsızlık vasfı taşır. Böyle bir sevgiye güvenilemez.
Her an nefrete dönüşebilir. Beşeri yaşamda bazı tek taraflı sevgi belirtileri görülmektedir.
Böyle bir insan tek yönlü vererek sevgi realitesini yaşamaktadır. Bu, beşeri sevginin yüksek bir basamağıdır.
Ancak yine duygusal düzeydedir. Henüz gereken bilgilerle zenginleşmemiştir. Bu nedenle, böyle bir sevgiye, sürekli
olarak fedakarlık yapıldığı duygusu eşlik etmektedir.
Enter subhead content here
|