|
|
Toplu Halde Yaşamanın Anlamı
Atilla Ultav
Toplu yaşam kelimesine dikkat edersek, onu küresel yaşam olarak yorumlamamız, daha doğrusu
öyle olduğunu görmemiz, anlamamız doğaldır. Toplu yaşam, varlıkların belirli bir mekan
ve zaman dilimi içerisinde bir arada veya birlikte bulunmalarından ibaret değildir. Toplu yaşamanın grafik
ifadesi, genişleyen hareketli bir küre içerisinde bulunan çeşitli varlıkların birbirlerine çok yönlü sayısız
tesirler göndermesi olarak algılanmalıdır. Gönderilen bu tesirler hedeflerinden, yani isabet ettiği
varlıklardan kabaca dört şekilde karşılık bulur: 1. Büyük ölçüde emilir/soğrulur. Beyaz ışığın
siyah mat zemine ulaştığında gözlemlenen durum gibi. 2. Aynen geri yansıtılır. Aynadan
geri yansıyan beyaz ışık gibi. 3. Kısmen emilir, kısmen yansıtılır. Beyaz
ışığın, mesela sadece kırmızı rengi yansıtan bir zemine verdiği kırmızı
renk gibi. 4. Tesirin şiddeti azaltılarak yansıtılır. Ayın güneş ışığını
dünyaya yansıtması gibi. Işıktan örnek verişimin nedeni, anlayışı gözlemle güçlendirmek
isteğidir. Ruhsal tesirin şüphesiz kendine özgü başka özellikleri vardır. Asıl konumuzu ilgilendiren,
ruh varlıklarının; beden araçlarını ve dünyanın fizik ortamını kullanarak birbirlerine
karşı yaptıkları toplu tesir etkinlikleridir. Gözlemlenen her faaliyet, ruh varlığının
çeşitli araçlar kullanarak, kendi düzenlediği amaçlar doğrultusunda kendi tesirlerini çeşitli doz ve kalitelerde
yayınlamasının sonuçları olarak karşımıza çıkar. Bu ruhsal tesir yayını
belirli bir hedefe veya hedeflere yönelik olabileceği gibi, çok amaçlı ve yaygın nitelikli de olabilir. Maddeler
arasından uyarlanarak verilebildiği gibi, maddelerden yansıtılarak da verilebilir. Yoğunluğu,
şiddeti ve kalitesindeki sonsuz değişim imkanlarıyla ruh varlığının amacına uygun
olarak düzenlenir. Dünyada yaşayan insan, ister bir topluluk içinde bulunsun, ister kendini yalnız olarak kabul
etsin, bu anlatmaya çalıştığımız tesirlerin, kendisi ve çevresi üzerinde yaptığı
değişiklikleri gözlemlemek ve izlemekle; bazen isteyip hoşlandığı, bazen istemeyip acı
ve sıkıntı duyduğu ruh hallerini yaşar. Bu adeta doğal bir yaşam rejimidir. Öyle bir
rejim ki; öğretme, tanıtma, uyarma, yol gösterme, beceri kazandırma görevlerini kesintisiz sürdürürken, muhatap
olan varlıkların ruhsal tekamül ihtiyaçları doğrultusunda sürekli değişimler de gösterir. O
rejim, Ruhsal İdare Mekanizmasının; beşeriyetin yüksek toplu tekamül ihtiyaçlarını karşılayacak
araçları ve ortamı, yüksek rehberlik vazifesinin icaplarına uygun halde bulundurmak hususunda sarf ettiği
çabaların görünen ürünleridir. İşte onun için biz, “Dünya Okulu” deyimini kullanırız.
Bu okulun ilkelerinden en önemlisi, öğrenme ve uyum sağlama çabasını toplu halde göstermektir. Sayısız
sınıflara ve niteliklere bağlı varlıklar birbirlerini etkileyerek hepsi bir arada ve birbirleriyle
yardımlaşma ve dayanışma hali içinde bu süreçten geçmektedirler. Yürüyebilecekleri yollar, geçirebilecekleri
deneyim ve sınavlar çeşitlilik ve sayısal değer olarak bizler için sınırsızdır. Ruhsal
İdare Mekanizması bir kısım varlıklara rehberlik hizmeti verebilmek için, diğer bir kısım
varlıkları araç olarak kullanır. Dünyada bedenlenen varlıkların her biri kendi hayat planının
ve bağlı olduğu tekamül planının icaplarına uygun şartlar içerisinde bu deneyim, öğrenim
ve sınav sürecini çeşitli hayatlar yaşayarak geçirmiş olurlar. Bu yaşamlar pek çok seçenekleri bir
arada o varlıklara sunar. İşte insan hür ve serbest iradesiyle o seçeneklerden bazılarını kullanır.
Ama nasıl kullanır? İşte en önemli sorulardan biri budur. Cevabını vermeye çalışalım:
Dünya hayatını yaşamakta olan insan, karar verip uygulama yapmayı icap ettiren haller karşısında,
çoğu zaman eksik bilgi ve deneyimle hareket etmek zorunda kalır. Bu, bir sorunla karşılaşacağını
çoğu zaman daha önceden bilemediği ve sorun ortaya çıktıktan sonra da gerekli bilgiyi arayıp bulacak
zamanı olmadığı için böyle olur. Onun için insan Dünyada seçme özgürlüğünü kullanırken deneme
yanılma metodu ile ilerlemektedir. Böylece çeşitli uygulamalarla sağlam bilgiye yavaş yavaş kavuşur.
Fakat bilginin sınırı yoktur. İşte bu süreç içerisinde insan, evrensel bir yasanın dünya
şartlarındaki uygulamasını yapar. Bu yasa, “Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası”dır.
Bu yasa, hayatın hem ruhsal, hem de maddesel yönlerinde çalışır. İnsan bu sistemden bazen bilerek,
anlayarak, bazen de farkında olmadan yararlanır. İnsan varlığı bilgi eksikliğinden
dolayı karşılaştığı acılar, güçlükler ve sıkıntılardan kurtulmak için
çevresindekilerden yardım ister. Bildiğini zannettiği fakat aslında işe yarar bir bilgisi olmadığı
zamanlarda, eğer maddi birtakım hazlar içerisinde ise, yardım istemek lüzumunu hissetmediği gibi, teklif
edilen yardımları da gereksiz, hatta kendisine aşağılama olarak algılaması nedeniyle kabul
etmez. Kendine güvenmek iyidir ama, bunun hem bir sınırı, hem de gözetilmesi gereken yeri ve zamanı
vardır. Hatırlamak gerekir ki, en iyi öğretici kendi hatalarımızı görebilmektir. Toplu
halde yaşamanın en verimli pratik anlamı, Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası’nın
Dünya şartlarında uygulanmasıdır. Bu uygulamalarla, Dünya’da yaşamakta olan bütün varlıklar,
Ruhsal İdare Mekanizması’nın gözetim ve yönetimi altında, tekamül imkanlarını insan varlığının
elinden paylaşırlar. Bu uygulamalarla insan; kendisinin ve çevresindeki varlıkların, maddeler üzerindeki
bilgili ve şuurlu etkinliğini, İlahi Yasalar ve Ruhsal Planların düzenlediği icaplar çerçevesi içinde
artırmakta ve bu yolla ruhsal ve maddesel tekamüle hizmet etmektedir. | | Enter
subhead content here
|